TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

Meclisimiz, ilk defa, 91 inci maddeyi uygulamak suretiyle 254 maddelik bir tasarıyı üçbuçuk saat gibi çok kısa bir süre içerisinde yasalaştırdı ve Türkiye’nin Avrupa Birliğine, gümrük birliğine uyum noktasında çok önemli bir mesafeyi atlatmış oldu. Zira, bu kanunu, mevcut usullerle geçirmek mümkün olamıyordu, beş seneden beri Meclis gündeminde bekliyordu, samimi gayretlere rağmen çıkarılamıyordu. 91 inci maddenin uygulanmasında, muhalefet partilerinin gösterdiği anlayışa teşekkür ediyoruz. DEVLET BAKANI YÜKSEL YALOVA (Aydın) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türk kültür ve medeniyeti incelendiğinde açıkça görüleceği gibi, devlet idaresi merkeziyetçilikten uzaklaşarak, mahallinden idareye önem vermiş ve bunu da vakıflar aracılığıyla asırlarca yürütmüştür. Toplum olarak, şu irtica paranoyasını bir tarafa bırakarak, artık, önümüzü net görmemiz gerekir diye düşünüyorum. Ne zaman toplumsal örgütlenmenin yolu kesilmek istenilse, ah şu vakıf irticaî faaliyette bulunuyor denilir ve örgütlenmenin önü kesilir. Yine, ticarî şirketlerin yolunu kesmek mi istiyorsunuz, son derece basit; bu irticaî sermayedir, irticaî faaliyette bulunuyor demek, ne yazık ki, Türkiye’de yeterli sebep olur. 23 Haziranda teşvik kararnamesine bir müeyyide getiriliyor ve falan filan şirketler teşviklerden istifade edemez deniliyor\. Kaydolma bonusunu al ve ücretsiz oynamaya başla biramalt.com\. Neden; nedeni açık, irticaî faaliyette bulunuyorlar da onun için. Bunlar, çok büyük ayıplardır ve Türkiye, bu ayıplardan kendisini kurtarmalıdır.

  • Aslında, bu anlayış bile, vakıflara, dolayısıyla, sivil kuruluşlara nasıl bakıldığının en güzel örneğidir.
  • Değerli milletvekilleri, biraz da, vakıflara, vakıfların geleceğine ışık tutmak istiyorum.

Uluslararası ilişkiler, dinamik bir karaktere sahiptir; sürekli bir değişim ve dolayısıyla değişime uyum esastır. Türkiye, dışişlerinde yeni bir yapılanmaya gitmeli; uygun niteliklere sahip personel ile yetenekli gençlerin önü açılmalı; günümüz dışpolitikası, resmî ilişkiler ağırlıklı olmaktan çıkarılmalıdır. Samuel Huntington’un “medeniyetler çatışması” tezi yerine, Ajami’nin “medeniyetler yakınlaşması veya uzlaşması” tezini haklı çıkarmıştır. Acaba, yeni yüzyılda, yapay döllenme, yaşamın kutsallığını bozacak mı? Genlerle oynayarak, tohum vermeyen steril bitki türleri ve bu doğrultuda belli tohum üreticilerine bağlı kalmak endişesiyle karşı karşıya kalacağımız aşikârdır.

Ayrıca, Güneydoğu Anadolu Projesinin bir an evvel bitirilmesi ve hayata geçmesi gerekir. Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyetinin 57 nci hükümeti, programında yer alan demokratikleşme ve hukuk reformunu gerçekleştirme yolunda önemli adımlar atmaktadır ve atmaya da devam edecektir. Sanki Danıştayın yürütmeye bağlı olduğunu gösterircesine, Danıştayı, yürütmenin bir kolu olan bir devlet bakanlığına bağlı gösteriyoruz. Danıştayı yürütmenin bir görev kolu gibi kabul ediyoruz; hatta, mevcut yasal işleyişine dahi tahammül edemiyoruz ve anayasal değişiklik yapıp, görevlerini biraz daha daraltıyoruz. Danıştayın iş yükü ağırmış, yeni kadrolara ihtiyaç varmış, kalem hizmetlerinde aksamalar oluyormuş, çalışma mekânı yetersizmiş, kararların yazımı ve tebliği gecikiyormuş, yasaların değişmesi gerekiyormuş. Ortalama yaşımızı 27’dir, 6 ile 15 yaş arasında 15 milyon çocuğumuz var. Bunların yüzde 80’i dargelirli ailelere mensup, küçük ve sağlıksız konutlarda sıkışmış ve okula gitmedikleri sürelerde boşta bulunmaktadırlar; rahatça gidebildikleri tek yer ise sokaktır. Boşluğun, enerji dolu bu gençleri yanlış yollara yönelteceği açıktır. Spor aracılığıyla, çocuklarımızın bir araya getirilerek eğitilmeleriyle, cemiyetimize faydalı bir potansiyel yaratılacağına olan inancım tamdır.

Sayın milletvekilleri, insanların en hayırlısı, insanlığa hizmet edendir. Türk İslam düşünce sisteminde çok özel bir yeri olan vakıf müessesesi, bu düşünceyle kurulmuştur. Müslüman Türklerde vakıf, hem kuruluş hem de işleyiş açısından hayatın tüm alanlarını kapsayan önemli bir mahiyet almıştır; eğitim, sosyal yardımlaşma, sağlık, imar, bayındırlık, haberleşme ve güzel sanatlar gibi hem mevzu itibariyle hem de potansiyel bir güç kaynağı şeklinde kendini göstermiştir. SÜHAN ÖZKAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Vakıflar Genel Müdürlüğünün bütçesi üzerinde Anavatan Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyeti, en derin saygılarımla selamlıyorum. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kısa zaman içerisinde sporla ilgili olarak da düşüncelerimi bir iki cümleyle arz etmek istiyorum. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aynı yasakçı zihniyet, YÖK merkezli olarak üniversitelerimizde de devam etmektedir. Buna göre, bu turda yer alan bütçelerle ilgili olarak, soru sormak isteyen milletvekillerinin, görüşmelerin bitimine kadar, sorularını sorabilmeleri için, şifrelerini yazıp, parmak izlerini tanıttıktan sonra, ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir. Mikrofonlarınızdaki kırmızı ışıklar yanıp sönmeye başladığında, söz istemi talebiniz kabul edilmiş olacaktır. HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Bizim, elbette, Harward’larımız olmalıdır, bizim Oxford’larımız, Cambridge’lerimiz, Michigan’larımız olmalıdır. Bunların olabilmesi için üniversite sektörüne ciddî kaynaklar aktarılmalıdır. Eğer, devlet sektörü, bu manada ciddî paralar aktaramıyorsa, sermaye sahiplerimizin bu paraları aktarması halinde, kendilerine her türlü kolaylık sağlanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, siz, hiç, Yatağan üzerinden Bodrum’a, gece saat 2’de gittiniz mi bilemiyorum. Buradaki termik santral, Yatağan’ın verimli tarım arazilerinin üzerine, bölgenin hava sirkülasyonu az olan en çukur yerine yapılmıştır. Geceleri yoğun olarak bırakılan gaz ve asit yağmurunun, yöremizdeki ağaçları, bitkileri ve insanları kuruttuğu herkesçe malumdur. Bu durum fark edilmiş, şu anda, desülfürizasyon tesisleri yapılmaktadır. Bu durumda, temiz enerjiye ağırlık vermemiz gerektiği ortaya çıkmaktadır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yargının ülkemize özgü somut sorunları ortadayken, Yargıtay Başkanımızın adlî yılın açılışında yapmış olduğu konuşmayı yadırgadığımı da belirtmeden geçemeyeceğim. Bu konuşmayı, sinsi ve kötü niyetin ifadesi olarak değil, neyin ve kimin aydını olduğunu sorgulamayan, ülke gerçeklerinden kopuk “konformist aydın” sızlanması olarak değerlendiriyorum. Anayasada, yargıç ve savcılarla ilgili aylık ve ödeneklerin, bağımsızlıklarını ve güvencelerini sağlamaya yönelik ilkeler doğrultusunda ayrı bir kanunla düzenleneceği yönündeki hükümlere rağmen, yasama, konuyu bugüne değin gündemine almamıştır. Ayrıca, birbirine hiçbir üstünlüğü olmayan, olmaması gereken üç erk arasındaki ücretlerin bugüne kadar eşitlenmemiş olması sonucunda, hak dağıtma görevlisi yargıçlar, geçinme hakkını vermeyenlere karşı hak arar duruma düşmüşlerdir.

Değerli milletvekillerimiz, aslında, yoğun bir çalışma içerisindeyiz. Bunların hepsinin , inşallah, yılbaşından itibaren Resmî Gazetede neşri mümkün olacak hale gelecektir. Özel teşebbüsle, sivil toplum örgütleriyle, gümrük müşavirleriyle, odalar birliğiyle, ihracatçılar birliğiyle bu manada toplantılar düzenlenmekte ve Gümrük Kanunu kendisine tatbik edilecek insanlara da bu yönetmelikler konusunda danışılmaktadır, onlarla birlikte müzakere edilmektedir. İkinci husus, gümrük idarelerinin sayısı fazlaydı; bunun, mutlaka, dünya standartlarına uygun hale getirilmesi gerekiyordu, en azından Avrupa standartlarına uygun hale getirilmesi gerekiyordu. Başmüdürlükleri, gümrük muhafaza müdürlüklerini sayarsak, toplam 414 tane gümrük idaremiz vardı. Bunların bir kısmı fonksiyonunu kaybetmiş, üç sene boyunca bir tek beyanname üzerinde bile işlem yapmamıştı; bunlar tespit edildi. Siyasî olmayan bir kararla, teknik bir kararla, günde üç beyannameden az işlem yapan gümrük idarelerinin kapatılması kararı verildi. Kime isabet ettiyse, 120 kadar gümrük idaremiz bu şekilde kapatıldı. Vakıflar Genel Müdürlüğünce temsil ve idare edilen mazbut vakıflara ait gelir getiren akar vasfındaki mallar devlet malı olmayıp, özel hukuk hükümlerine tabi olmakla beraber, 2762 sayılı Vakıflar Kanununun 8 inci ve 9 uncu maddelerine göre hayrat vasfında olan gayrimenkuller, devlet malı imtiyazında faydalanmaktadır.

Biraz önce, Bıçakçıoğlu kardeşimiz, burada bazı şeyler izah etti; tabiî, bu, özellikle fındık çiftçisiyle ilgili bir durumdu. Bundan, tabiî, son derece memnun oldum; neden memnun oldum; çünkü, hükümetteki bir arkadaşımız feryat etmeye başladığına göre, bizler, haydi haydi feryat etmekteyiz. İmdat_ İmdat_ İmdat_ Feryat ediyoruz, feryadımıza imdat edecek birisini arıyoruz. Ne var ki, 1950’li yıllardan bu yana, Adalet Bakanlığı ve yüksek yargı organlarının bütçeleri, ortalama yüzde 1 gibi düşük seviyelerde tutulmaya devam edilmiş, âdeta, yargının güçlenmesinin, işlevini bağımsızca yerine getirmesinin önüne geçilmek istenilmiştir. Sözgelimi, 2000 yılı bütçesinde de Adalet Bakanlığı bütçesi yüzde 1’e bile ulaşamamış, binde 7,7’de kalmıştır. Danıştay ve diğer yüksek yargı organlarının bütçeleri de farklı değildir.

Diğer taraftan, Danıştay Başkanlığının bütçesine geldiğim zaman, değerli arkadaşım Sayın Ali Arabacı’nın fikirlerine aynen katılıyorum, yürekli açıklamaları için de kendisine teşekkür ediyorum ve bana ayrılan sürede de, Danıştay bütçesinin konumunu arz etmeye çalışacağım. Görülüyor ki, 40 trilyonun 25 trilyonu personel gideri olarak ayrılması, istihdam politikasını, bu müessese için de, bir kere daha tartışmaya açmıştır. Bütün bunlardan sonra, bütçeye baktğımız zaman, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü bütçesine ayırılan pay 40 trilyon 628 milyardır. Bunun 25 trilyonu personel gideri, 1,2 trilyonu yönetici gideri ve ancak, maalesef, bina ve spor tesisi ve bakımı için 450 milyar, gençlik hizmetleri için 300 milyar, spor eğitimi hizmetleri için 175 milyar, spor faaliyetleri için de 650 milyar lira ayrılmıştır. MEHMET YALÇINKAYA (Devamla) – Bu sebeple, 2000 yılının prim parası onuncu ayda Sanayi ve Ticaret Bakanımız tarafından açıklanmasına rağmen, bugüne kadar tebliğ yayımlanmamıştır. Bizim dediğimiz, pamuk prim paralarının ödenmesiyle ilgili husustur, bunun açıklanmasıyla ilgili husustur, bununla ilgili tebliğin yayımlanması hususudur; yoksa, pamuk paralarının beklenmesi hususu değildir. Bu sebeple, bu konunun, burada, bakanlarımız tarafından da özellikle dikkate alınmasını ve gereğinin yapılmasını istirham ediyorum. Bunları söyledikten sonra, Vakıflar Genel Müdürlüğü üzerinde de üç, beş söz söylemek istiyorum.

Bu görevleri sağlıklı olarak yerine getirebilmesi için, gümrük teşkilatının, çağın gereklerine uygun, modern bir yapıya kavuşturulmasının gerektiği açıktır. Bu amaçla, Gümrük Müsteşarlığı ile Dünya Bankası arasında 1994 yılında başlatılan görüşmeler sonucunda, Kamu Malî Yönetimi Projesinin bir bileşeni olarak, Gümrük İdaresinin Modernizasyonu Projesi hazırlanmıştır. Dünya Bankası tarafından finanse edilen bu proje, Gümrük Müsteşarlığı tarafından etap etap gerçekleştirilmektedir. Şu anda, üzerinde konuşmak istediğim Gümrük Müsteşarlığı konusuna geçmek istiyorum. Gümrük Müsteşarlığıyla ilgili yapılan 1999 bütçesinde 29,5 katrilyon civarında bir ödenek ayrılmışken, 2000 yılında 54,4 dolayında bir ödenek ayrılmış durumda. Burada dikkatimi çeken önemli bir husus, 1999 bütçesinde dış proje kredilerine -999 program kodlu- ayrılan ödenek 411 milyar Türk Lirasıyken, 2000 bütçesinde 10 trilyon gibi büyük bir ödenek ayrılmış. Bunun detaylarına girdiğimizde de, belki yeni gümrük yasalarının getirdiği birtakım kolaylaştırmalar sağlamak açısından, Avrupa Birliğine uyum açısından… Zaten, Sayın Bakanımızın da dediği gibi, bu 245 maddelik Gümrük Yasasını biz üçbuçuk saatte çıkararak, aslında, artık Avrupa Birliği ülkelerinin “siz daha uyum yasalarını çıkarmadınız” şeklindeki bir ithamıyla karşı karşıya kalmayacağız.

Bu kriterleri göz önüne alarak, olaya Türkiye açısından baktığımızda, Türkiye’nin süratle demokratikleşme, insan hakları, özgürlükler ve ekonomik alanda ciddî adımlar atması gerekmektedir. Kopenhag Zirvesinde, ayrıca derinlemesine genişleme de göz önünde bulundurularak, aday ülkelerin tam üyelik kriterleri belirlenecektir. Ben, Avrupa Birliğine adaylığımıza, bir de AB ve Türkiye açısından ayrı ayrı bakmak istiyorum. Olaya AB açısından baktığımızda, Birlik içerisinde, genişleme konusunda iki farklı görüşün mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Birinci görüş, Avrupa Birliğinin derinleştirilerek büyümesi gerektiğini öne sürerken; ikinci görüş, Birliğin genişleyerek büyümesini savunmaktadır. Evet, bugün Türkiye, Avrupa’nın kenarında yer alan jeopolitik konumundan, Avrasya’nın tam merkezine taşınmıştır. On yıllık bir bocalama döneminin ardında, AGİT Zirvesi ve Başkan Clinton’un açıklamalarıyla daha iyi kavramaya başladığımız bu stratejik konumumuzun, Avrupa Birliği tarafından idrak edilmesinin, aday ülke olmamızdaki payının büyük olduğunu düşünüyorum. Rusya’nın, enerji hatlarını, Türkiye güzergâhından saptırarak Novorossisk Limanına çekmek için giriştiği birinci macera, bölgeyi daha güvenliksiz bir hale getirerek tam ters sonuç vermiştir; çünkü, bugün gelinen noktada, Bakü-Ceyhan boru hattı, İstanbul’da yapılan AGİT Zirvesinde imzalanmıştır. Tarihe baktığımızda, Rusların, Kırım’ın Osmanlının elinden çıkmasından sonra Boğazları, Şeyh Şamil direnişinin durdurulmasından sonra da Doğu Anadolu’yu doğrudan tehdit ettiklerini görürüz.


Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *